“Vandallara bu ülkede fırsat verilmemeli”

UTESAV'ın Haliç Buluşmalarında gazeteci-yazar Ahmet Taşgetiren, GENAR Başkanı İhsan Aktaş ve MÜSİAD 3. Dönem Genel Başkanı Dr. Ömer Bolat'ın katılımıyla Taksim olayları masaya yatırıldı.

“Vandallara bu ülkede fırsat verilmemeli”

 

 

Yaklaşık bir aydır Türkiye'nin gündemini yoğun şekilde meşgul eden Taksim olayları, UTESAV'ın Haliç Buluşmalarında "Taksim'de Neler Oldu?" başlığı ile ele alındı. MÜSİAD Genel Merkezinde gerçekleşen toplantıya MÜSİAD üyeleri, UTESAV'ın Mütevelli Heyeti, muhtelif basın organlarının yöneticileri, sivil toplum kuruluşları ve derneklerin yöneticileri, yazarlar, iş adamları ve çok sayıda akademisyenle beraber yaklaşık 100 kişi iştirak etti.

 

Vandallara bu ülkede fırsat verilmemeli

Açılış konuşmasını yapan UTESAV Mütevelli Heyeti Başkanı İsrafil Kuralay, "Taksim'de neler oldu?" sorusunu şöyle yorumladı: "Taksim'de ürünü olmayan bir kampanya organizasyonu yapıldı. Bu kampanyada Türkiye'nin imajıyla oynandı, büyük zararlar verildi. İnşaallah her şeyden bir hayır doğar, ifadesine göre bizler de ülke olarak bu şer hadiseden ders alıp hayırlar çıkaracak neticeler elde ederiz. Bana göre Türkiye'nin en önemli imaj figürü olan Sayın Başbakanın üzerinden bir operasyon yapma teşebbüsünde bulunuldu. Demokrasilerde seçim esastır. Fakat ülkemizde demokrasi havariliği yapanlar, demokrasi dışı bir eylemle bu ülkede bir darbe girişimi gerçekleştirildi. Fakat bu kadar hızlı, bu kadar organize bir işi bu kadar kısa zamanda yapmanın mümkün olmadığını düşünüyorum. Sloganlarıyla, organizasyonlarıyla, birikimiyle uzun sürekli bir hazırlık yapıldığı kanaatindeyim. Eylemlerde kamu mallarına zarar verildi, özel mülke tecavüz edildi. Bunların da hesabı sorulmalı, adalet tecelli etmeli. Vandallara, eşkıyalara bu ülkede fırsat verilmemeli ve bu zararın onlardan tazmin edilmesi gerektiğini düşünüyorum."

 

Kuralay: Çoğunluk sessiz kalmalı mı?

Azınlık böyle bir organizasyonla ülkede bir karışıklık yaparken büyük çoğunluk ne yaptı diye baktığımızda, sessiz kalındığını görüyorum. Acaba bu süreçte topluma daha sağlıklı mesajlar veremez miydik diye büyük çoğunluk olarak kendimize sormalı ve nefis muhasebesini yapmalıyız. Bir toplumda ahlâksızların oranı % 10'a çıkmışsa toplumun büyük kesimi ifsat edilebilir. Bu eylemlerde ülkenin Başbakanına, ülkenin kutsal değerlerine galiz hakaretler, edepsizlikler yapılmıştır, bunların hesabı sorulmalı.

 

Bir toplumdaki güzel insanlar kendilerini ifade etmezse, toplumu yönlendirmezse, toplumun imajını sizler belirlemezseniz o zaman kötüler toplumun imajını belirler. Bu eylemlerde bir kez daha iletişimin, medyanın, sanatın, kültürün, sermayenin ve sosyal örgütlerin çok önemli unsurlar olduğunu ve tekrar ele alınması gerektiğinin doğru olacağını öğrendik.

 

Sahaya gençler değil, işçi ve memurlar sürüldü

GENAR Araştırma Şirketi Başkanı İhsan Aktaş, olaylar cereyan ederken sahada yaptıkları anket ve gözlemlerin neticelerini özetlerken, şu ilgi çekici noktalara dikkat çekti:

Bilindiği üzere Gezi Parkı'nda başlayan eylemler tüm yurt geneline yayıldı. Bu araştırma, Gezi Parkı çevresindeki bireylerin profilini ve bu konu ile ilgili düşüncelerini yansıtıyor. Görüşmelerin %77,9'u Gezi Parkı içerisinde, %22,1'i ise Taksim ve çevresindeki katılımcılarla yüzyüze görüşülerek yapıldı. Çalışmanın saha bölümü 8-9 Haziran günlerinde gerçekleştirildi. Araştırma çerçevesinde toplam 500 kişi ile görüşüldü. Eylemcilere yönelttiğimiz soruların ilki, "Gezi Parkına gelmenizin asıl sebebi nedir?" diye sorduk. Ankete göre eylemcilerin % 58'i olayların asıl sebebinin Recep Tayyip Erdoğan olduğu, % 13,7'si hükûmet / iktidar, % 8,2'si polis şiddeti olması, % 3,4'ü ağaçların kesilmesi, % 2'si özgürlüklerin kısıtlanması, % 2'si Gezi Parkının AVM olması... Eylemcilere yönelttiğimiz bir diğer soru da "Aileniz ve arkadaşlarınız dışında dünyada en çok sevdiğiniz kişi kimdir?" Bu soruya eylemcilerin % 54,8'i Mustafa Kemal Atatürk, %9'u Abdullah Öcalan, % 7'si Deniz Gezmiş, % 1,6'sı Sırrı Süreyya Önder... Eylemcilere yöneltilen bir diğer soru da "En son seçimde oy verdikleri partiyi sorduk. Eylemcilerin % 74,3'ü CHP, % 15,8'i BDP % 2,4'ü TKP ... Bundan da, hareketin itici gücünün CHP olduğu sonucu çıkıyor ve "Geziyi CHP organize etmiştir" mesajı okunuyor.

 

Tünel işçiliği yapıldı

Gazeteci-yazar Ahmet Taşgetiren ise konuşmasında şunları dile getirdi: "Taksim olaylarının millet çoğunluğuna karşı bir meydan okuma teşkil ettiğini ve bu psikolojik savaşı organize edenlerin başlangıçta olayları iyi kontrol ettiklerini söyledi. Bu meydan okuma hem ulusal medya hem de uluslararası medya tarafından adeta halk kitleleri iktidara karşı ayaklanma çıkarmış gibi abartılarak sunuldu. Bu süreçte asıl hedef bence sayın başbakandı. Olayların seyri sırasında, İslâmî kesimin gazetelerinde de bazılarının bir "irade çöküşü" yaşayarak "Çoğunlukla olmaz" propagandasına destek verdiklerini kaydeden Ahmet Taşgetiren, bu durumu "tünel işçiliği" olarak niteledi ve "Hangi tarafta itibar görürseniz o tarafa kaçarsınız; böyle roller ortaya çıktı" dedi.

 

Diz çökmeyen adam

Başbakan Tayyip Erdoğan'ı eylemler karşısındaki duruşu sebebiyle "diz çökmeyen adam" olarak nitelendiren Taşgetiren, bu yüzden Erdoğan'a karşı öfkenin arttığını söyledi ve şöyle devam etti:

"O diz çökerse AKP ve onun arkasındaki kitle de diz çöker diye düşünüyorlardı. Eğer Erdoğan bir irade zaafı göstermiş olsaydı dâvâ kaybedilirdi. Şimdi sandık yerinde duruyor. Seçimden başka bir çare olmadığı bir kere daha anlaşıldı."

 

Türkiye'nin Fay Hatları Var

Konuşmasının sonunda, Türkiye'nin fay hatlarını önemsemek gerektiğini hatırlatan Taşgetiren: "Çözüm süreciyle bu fay hatlarından biri olan terör sorunu çözüldü. Diğer bir fay hattı da alevî-sünnî sorunudur. Alevî toplumu ile olan problemlerin de henüz çözülmemiş olduğunu ve dış güçlerin, İran da dâhil olmak üzere, bu problemli alan üzerinde çalışmakta olduğunu hatırlattı. Bu sorunun da iktidar tarafından en kısa zamanda çözülmesi gerekir.

 

"Organize işler"

MÜSİAD 3.Dönem Genel Başkanı Dr. Ömer Bolat ise, Taksim olaylarını gün gün özetleyerek şunları aktardı: "Son üç hafta içerisinde bir film seyrettik. Bu filmin adı: "Organize İşler" di. Filmin yapımcıları hem yurtiçinden hem de yurtdışından egemen siyaset, medya, faiz lobileri, büyük sermaye sahiplerinin önde gelen isimleriydi. Filmde oynayan aktörler de başta ulusalcı partiler, sol sendikalar, bir kısım üniversiteliler, Taksim'in, Şişli'nin, Beşiktaş'ın, Nişantaşı'nın vs. kendilerini beyaz Türkler olarak gören elitleriydi. Fakat bu oyun tam 77 ilde farklı ölçeklerde benzeri şekilde gerçekleştirildi. Bu olayların, Türkiye ekonomisinin en iyi makro göstergelerinin olduğu İzmit köprüsü, 3. boğaz köprüsü, üçüncü büyük havalimanı, iki tane büyük nükleer santral ve Kanal İstanbul gibi dünya çapında büyük projeler devletin ve vatandaşın vergilerinden bir kuruş ödenmeden gerçekleştirildiği, IMF borcunun ödendiği, çözüm süreci ile 30 yıllık terör sorununa kalıcı çözüm döneminin 5 aydır başarıyla yürütüldüğü ve de 4 tane uluslararası reyting kuruluşunun Türkiye'ye yatırım yapılabilir bir ülke notunu verdiği bir dönemde bu olayların çıkarılması asla bir tesadüf değildir. Yurtiçi ve yurtdışı ortaklaşa kurgulanmış bir kalkışma, sokak ve şiddete dayanarak meşru bir iktidarı devirme teşebbüsüdür. Şimdilik püskürtülmüş ve başarısız olmuşlardır.

 

Öğretilmiş Çaresizlik

Muhalefet iktidarı sandıkta deviremeyeceğini anladı ve sandıktan ümidini kesen müesses nizam temsilcileri, egemen çevreler, onların uluslararası ortakları bir şeyler yapmaları gerektiğini düşündüler. Bu amaçla bir ayaklanma provokasyon tiyatro filmi tam 4,5 aydır Anadolu'nun muhtelif yerlerinde oynatıldı. Yine bu amaçla faiz, içki ve reklam lobileri, medya organları, bazı işadamları, yabancı medya hepsi birlik oldular. 28 Şubat'a göre daha küçültülmüş medya, büyük sermaye, reklam ve faiz lobileri, ulusalcı partiler, marjinal terör örgütleri, sol sendikalar yer aldı. Fakat bu sefer tam ittifak sağlayamadılar. Büyük bir tehlike atlatıldı. Milletin sessiz çoğunluğunun sağduyusu, sabrı ve bu odaklara destek vermemesi bu sivil darbe girişimini başarısızlığa uğratmıştır.

 

Niçin bu noktaya gelindi?

Bolat:"Çünkü bizim coğrafyamız çok fırtınalı bir coğrafya. Allah bize dünyanın en güzel coğrafyasını vermiş ama bu topraklarda rüzgârlar çok sert esiyor, çok fazla sosyal fay hatları var. Bu coğrafyada tarih boyu komitacılık, darbecilik hiç eksik olmamıştır." dedi.