Van Gölü Havzasında Selçuklu İzleri

Uluslararası Teknolojik, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (UTESAV) tarafından düzenlenen “Van Gölü Havzasında Selçuklu İzleri” konulu “Tarihi Anlamak” sohbetinde Abdülhamit Avşar konuşmacı oldu.

Van Gölü Havzasında Selçuklu İzleri

 

MÜSİAD Genel Merkezi'nde gerçekleştirilen sohbete MÜSİAD ve UTESAV üyeleri, muhtelif basın organlarının yöneticileri, sivil toplum kuruluşları ve derneklerin yöneticileri, iş adamları ve akademisyenler katıldı.

 

Açılış konuşmasını yapan UTESAV Mütevelli Heyeti Başkanı İsrafil Kuralay, tarihe bütünsel bakılması gerektiğini vurgulayarak sözlerine başladı. Kuralay, "Biz tarihe çok parçacı yaklaşıyoruz ve genelde Osmanlı'yı merkeze alarak bir tarih okuması yapıyoruz fakat tarihimiz Osmanlı ile beraber büyük zenginlikleri bünyesinde barındırıyor" dedi.

 

Kuralay tarihsel perspektifin genişletilmesine işaret ettiği konuşmasında "Tarihsel birikimimiz iyi araştırılması ve öğrenilmesi gerekiyor. Maalesef, insanımız Selçuklu'nun günümüz sosyal hayatında dahi varlığını sürdüren izlerinden habersiz. Selçuklu'nun kültür, sanat ve mimari alanındaki eserleri ve desenleri bilinmiyor.

 

Eğer tarihimizi Batı'dan öğrenirsek barbar bir geçmişimiz var zannederiz. Oysa kendimiz araştırırsak görürüz ki biz eser vererek. Kültür ve medeniyet inşa ederek hüküm sürmüşüz. Gerçeğin ortaya çıkması için bizim tarihimize sahip çıkmamız gerekiyor" dedi.

 

Ardından sözü alan Abdülhamit Avşar, Selçuklu'yu oluşturan tarihsel süreci anlatarak sözlerine başladı. "Selçuklu Osmanlı'nın teorisidir" diyen Avşar, belgesel çekimi için gittiği Van Gölü havzasında Selçuklu eserlerinin görselleri eşliğinde bir sunum gerçekleştirdi.

 

Önemli tarihsel bilgiler ve anekdotlarla beslediği konuşmasında Avşar, "Selçuklu bizim Orta Asya'dan Anadolu'ya, Ortadoğu'ya Afrika'ya, Avrupa'ya açılış kapımız olarak görülmelidir. Selçuklu Orta Asya'dan getirilen kültürle İslam'ın yayılması için bir köprü ve bir başlangıçtır.

 

Selçuklu'dan önce parçalanmış bir İslam dünyası vardı ve Selçuklu İslam birliğini sağladı. Bu tarihten sonra bir daha İslam birliği bu oranda sağlanamadı. Bununla beraber Selçuklu kuru bir fütuhat dönemi değil medeniyet dolu bir tarihtir.

 

Selçuklu kültür, bilim, sanat, eğitim alanında bir klasik dönem olarak anılacak bir tarz oluşturmuştur. Selçuklu'nun inşa ettiği medrese sistemi Batı üniversitelerine örnek olarak taşınmıştır. Selçuklu medeniyetinin en temel özelliği evrensel olmasıdır. Selçuklu anlayışının temelinde insan vardır. Selçuklu dönemi eserleri çok farklı motifleri ve desenleri bünyesinde barındırabilmiştir.

 

Selçuklu hüküm sürdüğü toprakları toprakları vatan görerek kalıcı eserler inşa ettiler. Selçuklular bu topraklara camiler, medreseler ve kervansaraylar gibi abidevi eserler bırakarak bu toprakları sahiplendiler. Selçuklu mimarisi insanı merkeze alan bir anlayışa sahipti, şehir ve sosyal kurumlar bu anlayışa göre kurulmuştu.

 

Selçuklu canlı bir medeniyetti. Bugün, hem Osmanlı'yı oluşturan hem de günümüzde bile birçok geleneğin doğum yeri olan Selçuklu'nun daha fazla araştırılması gerekiyor" dedi.

 

Program sohbet tadında soru cevap faslı ile son buldu.