Geçen Asırda Fikri Hayatımız

UTESAV’ın 47. Haliç Buluşması kapsamında Ramazan ayından önceki son program olan Geçen Asırda Fikri Hayatımız konusuyla Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu’yu ağırladık.

Geçen Asırda Fikri Hayatımız

Selamlama konuşmasını yapan UTESAV Başkanı Mehmet Develioğlu Prof. Dr. Erhan Afyoncu’ya değerli vaktini ayırdığı için teşekkür etti. Develioğlu, Covid-19 nedeniyle tedavi gören hastalara acil şifalar dileği ve Ramazan ayına kavuşabilmek ve tamamlayabilmek ümidi ile Erhan Afyoncu’ya bıraktı.

Prof. Dr. Erhan Afyoncu, bu konuyu seçme sebebini günümüzde fikri hayatımızın olmayışıyla açıkladı. Afyoncu konuşmasında özetle şunlara değindi: “Benim üniversite okuduğum 80’li yıllarda iyi kötü fikri tartışmalar vardı, fakat günümüzde maalesef fikri bir hayatımızın yok. Bu durum şu problemi beraberinde getirir: Siz bir medeniyet iddiasında bulunacaksanız fikir üretmeniz gerekir. Bu düşünceden hareketle bizim bugün neden fikri bir hayatımız olmadığını sorgulamamız gerekir.

Osmanlı Devleti güçlüyken problemlerine kendi çözümler buluyordu. 17. yy.’da ıslahatnamelerle beraber düşünürler sorunlara çözüm bulmaya çalıştılar. Herkes kanunu kadime dönülmesi gerektiğini savunuyordu. Geçmişteki uygulamalardan saptığımız için bugün bu haldeyiz düşüncesi hakimdi. Bu 18. yy.‘a kadar sürdü ve Lale Devri ile beraber ilk defa Batı’ya bakıldı ama bu dönemde tam bir örnek alma söz konusu değildi. 19. yy.‘a gelindiğinde Nizam-ı Cedid ile beraber yeni bir düzenin kurulması konusu konuşulmaya başlandı. 1794’ten itibaren III. Selim Nizam-ı Cedid adı altında ilk defa sistematik bir reforma gitti.  Tabi bu dönemde Avrupa’nın üstünlüğünü kabul ediyoruz ve burada şu husus problem olmaya başlıyor; Batılılaşma nereye kadar olacak? Bu 80’lerde de tartışılan bir konuydu, o zamandan bu zamana bir türlü neyi ne kadar alacağımızı bilemiyoruz. O dönemde yurt dışından gelen yabancı hocalar, yurtdışına çıkan öğrenciler vs. ile birlikte yabancı fikirler de Osmanlı içine girmeye başlıyor. Bunun sonucunda batı tazında düşünmeye başlayan yeni bir aydın tipi ortaya çıkıyor. Bu sefer geleneksel Osmanlı düşüncesi ile çatışmalar başlıyor ve aynı problemlere farklı pencerelerden bakan fikir adamları ortaya çıkıyor. Bu canlı fikri hayatının oluşmasındaki ana etken imparatorluğun çökmesiydi. Derdimiz Osmanlı’yı çöküşten nasıl kurtarırız idi. Bu dönemde matbaanın etkisini de çok canlı bir şekilde hissediyoruz. Gazeteler ve dergiler basılmaya başlıyor ve bu gazetelerdeki fikirler yalnızca Türkiye’de değil, diğer Türk devletleri ve Avrupalılar arasında okunmaya, bilinmeye başlıyor. Aynı dönemde Tanzimat ve Islahat reformları yapılıyor, ikisinin de amacı Osmanlı’yı çöküşten kurtarmaktı. Artık Tanzimat ile beraber yeni bir düşünce ortaya çıkıyor: Osmanlıcılık. ‘Rumu, Ermenisi, Türkü yok, hepimiz Osmanlıyız.’

Osmanlı Devleti son zamanlarında büyük bir borç batağına giriyor ve 1875’te devlet iflas ediyor. Alınan borçlar da maalesef düzgün yatırımlara gitmemiştir. Meşrutiyet ilan edilince de biz farklı etnik kimlikler kendi kimliklerini üzerinden propaganda yapmayacak zannettik ama böyle olmadı ve Osmanlıcılık fikri önemini kaybetti. Balkan Savaşı’nda da Müslüman Arnavutların, sonrasında I. Dünya Savaşı’nda Arapların ayrılması, İslamcılık fikrinin de etkisinin olmadığını gösterdi.

Bu dönemin en önemli fikir akımı şüphesiz Batılılaşma olmuştur. Batılı fikirler ülkeye yayılıyor ve Batıcılık Türkiye’yi kurtaracak tek düşünce haline geliyor. Tabi Batılılaşırken, batıda gelişen fikirlerin de alınmasıyla birlikte aydınlarımız, geri kalmışlığımızın sebebinin bilimsel zihniyete sahip olmamamız olduğunu söylemeye başlıyor. Sonunda da metafizik bilgi geçersiz, Pozitivizm ise ana hareket noktası oluyor. Yine bu dönemde birçok aydın Pozitivizmin etkisinde kalıyor. Her grup bir dergi çıkarıyor ve dergi etrafında gruplaşmalar oluyor. Tabi Osmanlı’nın klasik ulaması Pozitivizmin dinin yerine koyulmasına karşı çıktılar.

Osmanlı aydınlarını etkileyen bir diğer akım da Materyalizmdir. Bu fikir akımı Osmanlı aydınları üzerinde büyük bir tesir bırakıyor. O dönemde Louis Büchner’in Madde ve Kuvvet isimli eseri üniversitede okuyan bütün gençlerimizi derinden etkileyerek dünyasını değiştiriyor. Materyalizmin gelmesi ile birlikte ise Türkiye’de maddeci- maneviyatçı tartışması başlamıştır. Önemli tartışmalardan biri de şudur; İslamiyet bilim ve fenni reddetmez. 1980’e kadar bu tartışmalar sürmüştür. Batıcılar arasında da şöyle bir tartışma vardı: Ne kadar Batılılaşacağız? Bazı aydınlar Batılılaşmayı Batı’ya rağmen sürdürmemiz gerektiğini savundu, bazıları ise Batı’yı gülüyle dikeniyle almalıyız görüşünü savundu. Ancak bir süre sonra Batılılaşma ile Gelenek arasında düşünürler sıkışmıştır.

Bugün baktığımız zaman devletimiz bağımsızdır. Beş tane de bağımsız Türk Devleti var, ama Türk dünyası arasında maalesef fikri bir alışveriş yok. Bundan 100-150 sene önce iletişimin bu kadar iyi olmadığı dönemde Buhara’daki eser Kazan’da, Kazan’daki bir eser İstanbul’da okunuyordu. Günümüzdeki en büyük problemlerden biri işte bu fikri alışverişin olmamasıdır. Düşünce hayatımızı canlandıramadığımız sürece maalesef bir medeniyet iddiamız olamaz.”

Prof. Dr. Erhan Afyoncu’nun konuşmasının ardından programımız soru cevap bölümüyle son buldu. Programımızı linke tıklayarak izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=pcWFFPyIVM0