48. Haliç Buluşması Büyük Felaket - Nekbe 1948

23 Mayıs 2021 Pazar günü 48. Haliç Buluşmasının konuğu 73 Yıllık Filistin Dramı – Büyük Felaket (Nekbe) 1948 başlığıyla Tarihçi Yazar Nurettin Taşkesen oldu.

48. Haliç Buluşması Büyük Felaket - Nekbe 1948

Açılış ve selamlama konuşmasını yapan UTESAV Mütevelli Heyeti Başkanı Mehmet Develioğlu, Nurettin Taşkesen’e teşekkür ederek sözlerinde şu hususlara yer verdi: “ Bugün sıcak gündem Kudüs’ü konuşacağız. Kudüs içimizde  hala ateşi sönmeyen bir yaradır. 73 yıllık bütün bu esaretlerin sebebi olan da İsrail Terör Devletidir. Yıllardır kendi varlıklarını işgallerle çoğaltmaya çalışan bu terör devletini lanetliyorum, zaten lanetlenmiş bir kavimdir.”

UTESAV Başkanı Develioğlu’nun konuşmasının ardından kısa video gösterimi ile konuşmasına başlayan Tarihçi Yazar Nureddin Taşkesen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kudüs’ün geçmişi baktığımızda ilk kıblemiz, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) İsra ve Miraç mucizesine mazhar olduğu mekan, mübarek belde ve peygamberler diyarıdır. Hz. Peygamber’in vefatından sadece 5 yıl sonra Hz. Ömer döneminde 1099 yılına kadar İslam beldesi olmuştur. 1099 yılında Haçlılar katliamlarla Kudüs’ü işgal etmişlerdir. Daha sonra Selahattin Eyyübi fethetmiştir.

Kudüs bize Yavuz Sultan Selim’in, Kanuni’nin, II. Abdülhamit’in emanetidir. 1517’de Yavuz Kudüs’ü aldığı zaman, buraya kimse gözünü dikemez mesajı vermiştir. Sonrasında Mescidi Aksa’ya Kanuni döneminde çok büyük yatırımlar yapılmıştır. Osmanlı döneminde en önemli olaylardan birisi de hac kervanlarının Kudüs’e uğrayıp Mescid-i Aksa’da namaz kılıp sonra hacca gitmeleriydi. Tam 400 sene Osmanlı himayesinde Hristiyan, Musevi ve Müslümanlar Kudüs’te huzur, barış ve selamet ile yaşamışladır.

14 Mayıs 1948 yılına gelindiğinde hepimizin bildiği gibi İsrail’in kurulduğu ilan edilmiştir. Bir devlet nasıl bir günde kurulabilirdi? Sorusuna bakacak olursak aslında bu devlet, 1922’den 1948’e kadar İngilizlerin bölgeyi işgalinden sonra manda yönetiminin bir alt yapısı olarak kurulmuştur. Siyonistler Filistin’i kendilerine yurt olarak seçtiler ama gerçek sahiplerini kovarak… Bunu kendi güçleriyle yapamayacakları için İngiltere bir devletin kurulması için ne lazımsa tüm alt yapısını hazırlamıştır. İşte bu felaketin altında yatan sebeplerden en önemlisi İngiliz himayesidir.

O zamanki Filistin’de nüfus durumu 900 bin Müslüman, Siyonistler ise göçlerle 600 bine çıkmış durumda. 14 Mayıs 1948’den sonra bu yerli halka her türlü katliam ve zorbalık yapılarak topraklarını terk etmeleri sağlanıyor. %80’i oranında Filistinli baskı ve zulümler karşısında topraklarını terk ederek göç etmek zorunda kalmıştır. 6 milyon mülteci Filistinli kimliksiz bir şekilde başka ülkelerde hala yaşam mücadelesi veriyor. Bu insanlara topraklarına geri dönüş hakkı da verilmiyor.

İsrail bir terörist devlettir. Ama bunlar hala devlet olamamıştır. Bunun birinci sebebi, bir anayasasının olmayışıdır. Kendini herhangi bir kanunla sınırlamak istemiyor. İkincisi ise sınırları yoktur. Sınırı ve anayasası olmayan bir ülkeye ben devlet demiyorum.

İngiliz manda yönetimi içinde Nekbe’ye gelinceye kadar geçen olayları incelemek lazım. 3 tane örgüt kurulmuştur. Haganah; başında İzak Rabin, Ariel Şaron ve Moşe Dayan vardır. Tam bir terör üyeleri… Ekonomik ve psikolojik yönden halkı baskı altında tutmuştur. Daha radikal saldırılar yapmak isteyenler Irgun adında bir örgüt kurdu, Başkanı Menahem Begin. Bu da yetmiyor, Lehi adında daha radikal bir örgüt kuruluyor. Bu örgütlerin başkanları aynı zamanda İsrail başbakanları olmuşlardır.

Nekbe’den önce yaşanan bir olay da King David Oteli’nin bombalanmasıdır. 91kişi bu saldırı da öldü. Ölenlerin çoğu da İngiliz’di. Onları bile hedeflerine koymuşlardır. Asıl Nekbe’nin ayak sesleri 9 Nisan 1948’de Deyr Yasin’e gelen Irgun ve Lehi üyelerinin masum insanlardan 254 Filistinliyi şehit etmesiyle duyulmuştur.  M. Begin sonraki röportajlarında şunu söyler: ‘Deyr Yasin katliamı olmasaydı İsrail kurulamazdı.’ . Bu katliamdan sonra büyük bir panik içinde insanlar göç etmeye başlamıştır. 15 Mayıs 1948’e gelindiğinde insanlar kıymetli eşyalarını, çocuklarını ve anahtarlarını alarak topraklarını, her şeylerini geride bırakarak göç etmişleridir. 750 bin Filistinli topraklarını terk edince İsrail bomboş bir Filistin’e yerleşmiştir. 15 Mayıs’ta İsrail devlet olduğunu ilan edince Arap orduları Filistin’e girmiştir. Ama çeşitli nedenlerden dolayı başarılı olamamıştır. 1967 yılında İsrail ‘benim çevremde Araplar var burada güvende değilim’ diyerek gizli bir harekat başlatmış ve 6 Gün Savaşları olarak tarihe geçen olayda Mısır ve Ürdün’ün hava gücünün tamamı ile Suriye’nin yarı gücü imha edilmiştir. Eş zamanlı olarak Kudüs ve Batı Şeria’ya kara harekâtı düzenlemiş ve Kudüs ile çevresi işgal edilmiştir.

Filistinlilerin yaşadığı sıkıntıyı anlatmak için İsrail’in utanç duvarından da bahsetmek lazım. İsrail toplam 700 km uzunluğunda bir duvar inşa etti. Filistinlilerin evleri aileleri, köyleri, yolları ve tarlaları birbirinden ayrıldı. İnsanlar tarlasına gitmek için kontrol noktasından geçmek zorundaydı. Çoğunlukla geçişe izin verilmediği için topraklar boş kalmıştır. Bu sefer tarla işlenmediği için sahipsiz mülkler kanununa göre Filistinlilerin topraklarına İsrail el koymuştur. Bu hukuksuzluk ve işgalden başka bir şey değildir.

Son olarak neler yapılabilir noktasında bir hikaye anlatmak isterim: Kudüs haçlı işgali altındayken Bağdatlı bir marangoz ustası bir minber tasarlamış. ‘Şu minberi bize sat falancaya götürelim’ diyene ‘Hayır bu minber Mescid-i Aksa’da duracak’ demiş. Kudüs’ün haçlı işgali altında olduğu Bağdatlıya söylenince o şöyle cevap veriyor: ‘Benim elimden gelen bu. Ben zanaatkârım, bir babayiğit çıksın da Kudüs’ü alsın. Bu minberi de yerine oturtsun.’ 40 yıl sonra o minberi yerine bir yiğit koymuş. O yiğidin adı Selahattin Eyyübi’dir.

Herkesin kendi mucibince bu davada sorumlu olduğunu söyleyen Nurettin Taşkesen’in konuşmasının ardından programımız soru cevap bölümüyle nihayete ermiştir.

Programımızı linke tıklayarak izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=pymTRAJdQYI